Ürünün iade politikasını öğrenmek için tıklayın.
Bu ürün EGECEN tarafından gönderilecektir.
Bu satıcının ürünlerinde geçerli 350,00 TL Üzeri Kargo Bedava
Bu Satıcının Tüm Ürünlerini Görüntüle
Ürün sayfasında gördüğünüz fiyat bilgileri, satıcı tarafından belirlenmektedir.
Batı” dediğimiz şey gerçekten kendi kendini mi yarattı yoksa Batı’yı Batı yapan, dört bin yıl boyunca dünyanın geri kalanıyla kurduğu temaslar mıydı? Josephine Quinn’in ses getiren çalışması Dünya Batı’yı Nasıl Yarattı?, tarih anlatılarının yerleşik olanlarından birine, “Batı’nın yükselişi” fikrine cesur bir soru yöneltiyor: Batı bir coğrafya mı yoksa dünyanın geri kalanıyla kurulan ilişkiler üzerinden inşa edilmiş bir hikaye mi? Bu , okuru yalnızca olayların peşinden sürüklemiyor; aynı zamanda bize anlatılan tarihin nasıl kurulduğunu da gösteriyor. Avrupa merkezli bakışın “doğal” kabul ettiği pek çok fikri yerinden oynatarak, Batı’yı bir istisna değil, dünya tarihinin içinde şekillenen bir sonuç olarak okuyor. Batı’nın Hikayesi: Tek Başına Yazılmadı Uzun yıllardır tekrar edilen anlatı tanıdık: Batı kendi iç dinamikleriyle ilerledi; bilimde, sanatta, siyasette ve ekonomide “doğal” bir üstünlük kurdu; modern dünyanın merkezi oldu. Dünya Batı’yı Nasıl Yarattı? işte bu “doğal üstünlük” fikrini sorguluyor. Quinn’e göre Batı’nın hikayesi, Avrupa’nın kendi içine kapanmış bir ilerleme masalı değil; aksine dünyanın geri kalanıyla kurulan ilişkiler, aktarım hatları ve karşılaşmalar sayesinde şekillenmiş bir süreç. Ticaret yolları, göçler, savaşlar, diplomatik temaslar, fikir dolaşımı, dinler, teknolojiler, kurumlar… Batı’yı anlamak için Avrupa’nın içine değil, Avrupa’yı dünyanın içine yerleştirmek gerekiyor. 4.000 Yıllık Büyük : Karşılaşmaların Tarihi Bu “Batı”yı bir başlangıç noktası değil, bir sonuç olarak ele alıyor. Antik Çağ’dan modern döneme uzanan dört bin yıllık geniş zaman aralığında Quinn, okuru yalnızca kronolojik bir çizgide ilerletmez; aynı zamanda tarihsel bağlantıları görünür kılıyor. Batı’nın oluşumuna etki eden şeyler yalnızca Avrupa içi dönüşümler değil: • Akdeniz dünyasının çok katmanlı ilişkileri • Yakın Doğu’nun siyasal ve kültürel etkileri • Afrika’nın tarihsel rolü ve görünmez kılınan katkıları • Asya ile kurulan ticaret ve bilgi ağları • İmparatorlukların birbirine dokunduğu alanlar • “Merkez”in sürekli yer değiştirdiği uzun tarih Bu çerçevede “Batı”yı tek bir çizginin zaferi olarak değil, birbirine bağlı dünyanın içinden çıkan bir düzen olarak anlatıyor. Bu Kitabın Asıl Meselesi: Tarihi Kim Yazdı, Kime Ne Anlattı? Kitabın güçlü yanı, yalnızca “Ne oldu?” sorusuna değil, şu soruya da yanıt araması: Bize anlatılan tarih neden böyle anlatıldı? Quinn, Batı anlatısının bir “gerçeklik” kadar bir kurgulama biçimi olduğunu hatırlatıyor. Bazı toplumların katkıları öne çıkarılırken, bazıları sistematik biçimde arka plana itilmişti. Bu nedenle yalnızca dünya tarihini değil, tarih yazımının kendisini de tartışmaya açıyor. Okur bu sayfalarda şunu fark edecak: Tarih, sadece geçmişin kaydı değil; aynı zamanda bugünü açıklamak için kurulan bir dil ve o dil çoğu zaman güç ilişkileriyle şekilleniyor. Neden Şimdi? Bugünün Tartışmalarına Açılan Bir Kapı “Batı” tartışması bugün yalnızca akademinin meselesi değil. Siyasette, medyada, kültürel tartı
