Bu ürünün kampanyalı satışı stoklarla sınırlıdır. Bir tüketici bu kampanya stoğundan maksimum 10 adet satın alabilir.
Çiçeksepeti kampanya koşullarında değişiklik yapma hakkını saklı tutar.
Ürünün iade politikasını öğrenmek için tıklayın.
Bu ürün Ahıska Yayınevi tarafından gönderilecektir.
Bu satıcının ürünlerinde geçerli 350,00 TL Üzeri Kargo Bedava
Bu Satıcının Tüm Ürünlerini Görüntüle
Ürün sayfasında gördüğünüz fiyat bilgileri, satıcı tarafından belirlenmektedir.
Kuranı Mecid Tefsirli Meali Alisi Metinsiz Meal
Ehl-i Sünnet menheci üzere yazılan tefsir ve meâllerin içinde birçok yönü ile ayrıcalıklı olan Kur’ân-ı Mecîd ve Tefsirli Meâl-i Âlîsi hem ilim ehli hem de akademik câmia nezdinde oldukça önem kazanmış ve takdir edilmiştir. Cenab-ı Hakk’tan bu kıymetli eserin sâhibi Mahmud Efendi Hazretleri’ne rahmet üzerine rahmet niyaz eder, eserde emeği geçen hoca efendilere sağlık ve âfiyetler temenni ediyoruz.
MUKADDİME
Bütün hamdler O Allâh-u Te‘âlâ’ya mahsustur ki; cem‘ ve tenzîh makamından, hiçbir noksanı bulunmayan Arapça bir Kur’ân indirdi. Ayrıca O, burhân ve huccetleri üstün ve parlak olarak, bir de onu her zaman diliminde bâkî bir mûcize olarak ebedîleştirdi.
Sonsuz salât ve sınırsız selâm, Efendimiz Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) üzerine olsun ki onun zâtı, âyât-ı tenzîliyyenin mehbitı, ahlâkı ise Hazret-i Kur’ân’dan ibaret idi.
Ehl-i Beyt’ine, ashâbına ve kıyâmete kadar ihsân ile onlara tâbi olanlara da bî hadd ve bî add salât-ü selâm olsun ki, onlar tenzîl nurlarının meşrıkleri ve te’vîl sırlarının mağribleriydi.
Bundan sonraki beyânımız şu yöndedir ki; bu “Tefsirli Meâl”e başlarken sebeb-i te’lîfi ortaya koymayı uygun gördük, şöyle ki: Yıllardan beri sohbetlerimizi takip eden kardeşlerimizin malûmu vechile; eski deyimle “Kırık mânâ” olarak ifâde edilen üslûb üzere Kur’ân-ı Kerîm’in kelime kelime mânâsını açıklamak ve sonra toplu mânâyı çıkarmak âdetimiz olup, en büyük arzularımızdan biri de isteklileri tarafından bu usûlün öğrenilip öğretilmesiydi.
Mânevî işaret üzere başlatmış olduğumuz “Rûhu’l-Furkan Tefsîri”mizin bu gâyeye ne derece hizmet ettiği, beyâna muhtaç değildir.
Ancak ihvân-ı dîn ile ilgili bu zamana kadar yapmaya mecbur olduğumuz birçok vazife ve meşguliyetimiz, ayrıca karşımıza çıkan bâzı mâniler dolayısıyla; 8 Safer 1426 (18 Mart 2005) tarihine ulaştığımız günlerde tefsîrimiz henüz En‘âm Sûre-i Celîlesi’nin sonuna gelebilmiştir.
Tefsîrimizin, sahasında yazılan eserlere kıyasla geniş muhtevası, birçok kaynaklara dayanan ilmî bir faaliyet oluşu ve zamanın bereketsizliği göz önünde bulundurulduğunda, ilk ve asıl gâyemiz olan Kur’ân-ı Kerîm’in tümü hakkında yapılması hedeflenmiş tefsirli bir meâlin siz okuyucularımıza ancak seneler sonra tam bir şekilde ulaşacağı görüşü böylece herkese hâkim oldu.
Bu yüzden A‘râf Sûresi’nin tefsirinin yapılacağı 13. cilde başlamadan önce tefsir çalışmamızı bir sürelik durdurup, Allâh-u Te‘âlâ’nın tevfîkıyle tefsirli bir meâli itmamdan sonra inşâallah tekrar tefsir çalışmamıza dönerek, tâliplerine takdime sa‘y-ü gayret göstermeyi uygun gördük. Çalışmak bizden, muvaffak kılmak ise ancak Allâh-u Te‘âlâ’dandır. Ancak “Bunca meâl varken yeni bir meâle ne ihtiyaç vardı?” şeklinde bir soru kaçınılmaz olarak akla gelebileceği için, meâlimizin diğerlerinden farkını açıkça ortaya koyma ve herkesin bu meâle niçin ihtiyaç duyacağı gerçeğini izah etme gereğini fark ettiğimizden, bu noktada bu hususu maddeler hâlinde serdettik:
1- Belirtmeden geçemeyeceğimiz en önemli hususlardan biri şudur ki; âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerin kuru kuruya tercemesi yapılıp, gereken îzâh verilmediği takdirde bu işin zararı faydasını geçebilir. Zîrâ Kitap ve Sünnet’te “Nesh” denilen bir hüküm geçerlidir ki bu: “Şer‘î bir hükmün, Allâh-u Te‘âlâ tarafından tümüyle kaldırılması veyâ misli yâhut daha iyisiyle değiştirilmesi” demektir. Meselâ Bakara Sûre-i Celîlesi’nin 180. âyet-i kerîmesinde: “Ardından mal bırakacak kişinin ana-babasına ve akrabasına vasiyet etmesinin farz olduğu” açıkça bildirilmiştir. Hâlbuki daha sonra gelen Nisâ Sûresi’nin 11 ve 12. “Mîras âyetleri” ile herkesin ne alacağı taksim edilmiş olduğundan, ölecek kişinin kafasına göre vasiyet yapmasının farziyeti kaldırılmaktan öte, yapsa bile geçersiz sayılmıştır. Dolayısıyla Bakara Sûresi’nin âyetinin meâli verilirken, hükmünün nesh edildiğine dâir bilgi verilmezse, okuyucu bu hükmün geçerli olduğunu sanarak hataya düşebilir. Bunun misallerini çoğaltabiliriz. Binâenaleyh; âyetler arasındaki neshin mutlaka îzahlarla da olsa kaydedilmesi gerekir. İşte biz bu meâlimizde bu konuya hassasiyetle eğildik. Ancak bunu yaparken nesholunduğu hususu ittifak konusu olan yerleri açıkça belirttik, zaman ve zemine göre işlevi devam eden birçok âyet-i kerîmeyi de mensûh olarak değerlendirmeyip, müfessirlerin beyanı vechile farklı şartlarla ele aldık.
2- Yine böylece; Ehl-i Sünnet ulemâsının görüşlerini parantezler ve îzahlarla belirtmeye son derece özen gösterdik. Meselâ Nisâ Sûresi’nin 93. âyet-i kerîmesinde “Bir mümini kasten öldürenin ebedî cehennemde kalacağı” bildirilmiştir. Hâlbuki diğer birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde “Ne kadar günahı olsa da îmân üzere ölenin cehennemde ebedî kalmayacağı”, hattâ “Allâh-u Te‘âlâ’nın dilemesi durumunda bağışlanıp, cehenneme hiç girmeden de cennete girebileceği” açıklanmıştır. İşte bütün âyet ve hadîsleri birlikte mütâlaa eden Ehl-i Sünnet ulemâsı, bu âyet-i kerîmeye: “Bir mümini îmânı yüzünden öldüren yâhut adam öldürmeyi helâl sayarak cinayet işleyen kişi kâfir olacağından cehennemde ebedî kalacaktır” diye tefsir etmişlerdir. Diğer bir misâl olarak; Müddessir Sûresi’nin 43. âyet-i kerîmesinde cehennem ehlinin ifâdesi olarak zikredilen: &ld
